Sabah gözünüzü açtığınız andan itibaren zihniniz bir yarış atı gibi koşturulmaya başlıyor. Bildirimler, mailler, yetiştirilmesi gereken işler ve her saniyenin ‘verimli’ geçmesi gerektiğine dair o bitmek bilmeyen fısıltı… Modern dünya bizi birer işlemciye dönüştürdü; sürekli veri giriş çıkışı yapıyoruz ama üzerine düşünmeye vaktimiz kalmıyor. Asıl mesele şu: En son ne zaman sadece oturdunuz ve hiçbir şey yapmadan düşündünüz?
Hızın Getirdiği Körlük
Takvimdeki o renkli kutucukları doldurmak, yapılacaklar listesinden bir maddeyi daha elemenin verdiği o anlık dopamin hazzına hepimiz bağımlı hale geldik. Ancak bu hız tutkusu, bizi bir yere ulaştırmaktan ziyade sadece yoruyor. Çoğu zaman bir problemi çözmüyoruz; sadece o problemi masamızdan bir an önce uzaklaştırmaya çalışıyoruz. Gerçek yaratıcılık ve derinlik, bu telaşın bittiği yerde başlar. Bir işi ‘yapmak’ ile o işin ‘neden’ yapıldığını anlamak arasında devasa bir uçurum var. Biz bu uçurumu artık görmüyoruz.
Sessizliğin Kaybı ve Zihinsel Gürültü
Boş kalan her beş saniyede telefona sarılmamız tesadüf değil. Zihnimizdeki o sessiz boşluktan, belirsizlikten ve kendi düşüncelerimizle baş başa kalmaktan korkar olduk. Oysa her her sıra dışı fikir, o sessizliğin ve ‘sıkılmanın’ tam ortasında doğar. Büyük mimarlardan bugünün en başarılı teknoloji liderlerine kadar herkesin ortak bir sırrı vardır: Düşünmek için ayrılmış, dış dünyaya kapalı anlar. Biz ise bu anları ‘zaman kaybı’ olarak yaftalayıp çöpe atıyoruz. Soru şu: Hareket etmek her zaman ilerlemek midir?
Verimlilik Paradoksu
Daha fazla araç, daha hızlı internet ve yapay zeka derken her şeyin kolaylaşacağını sanmıştık. Tam aksine, bu araçlar bizi daha hızlı çalışmaya zorlayan kırbaçlara dönüştü. Verimlilik denilen şey, artık sadece nicelikle ölçülür oldu. Kaç mail atıldı? Kaç toplantı yapıldı? Kimse bu toplantıların kalitesini veya o maillerin ne kadarının gerçekten anlam ifade ettiğini sorgulamıyor. Düşünmek, bir lüks değil, bir zorunluluktur. Eğer bugünün sorunlarını dünün kalıplaşmış ve hızlı çözümleriyle aşmaya çalışıyorsak, sadece yerimizde sayıyoruz demektir.
- Derin çalışma seanslarını takvime ekleyin, bunu hayati bir randevu gibi görün.
- Gün içinde kısa süreli ‘dijital oruç’ anları yaratın; sadece kalem ve kağıtla kalın.
- Sorunlara hemen cevap vermek yerine, onlarla biraz vakit geçirmeyi öğrenin.
Hız Çağında Yeni Bir Ritim Bulmak
Dünya daha da hızlanmaya devam edecek. Algoritmalar bizim yerimize pek çok rutin işi üstlenecek. Bu kaosun içinde bizi ayırt edecek tek şey, makinelerin veya aceleci kalabalıkların yapamadığı o derin, sakin ve özgün düşünme becerimiz olacak. Verimliliği, üretilen işin sayısında değil, ortaya konulan fikrin kalitesinde aramaya başlamalıyız. Kendinize bir iyilik yapın: Bugün bir süreliğine fişi çekin. O sessizlikten kaçmak yerine içine girin. Çünkü en parlak çözümleriniz, muhtemelen o ‘boş’ sandığınız anlarda sizi bekliyor.